5 Kasım 2015 Perşembe

Canlılık, Doğal Seçilim, Mutasyon reloaded

Evet millet tekrardan selam, hepinizin daşşağını gezdiren yesin.

Dün evrim denen mevzuya kısa bir girizgah yaptık, bugün de bunu biraz daha alengirli hale getirelim.

Bazılarımız, belirli sebeplerle veya önyargılarla kabul etmese bile EVRİM denilen hadise inanılıp, inanılmayacak bir mevzu değil, ilaçlarımızı ve tarım ürünlerimizi bile tasarlamamıza önayak olmuş bir gerçekliktir.

Zaten bunu gerçek değil de, uçan spagetti canavarına inanmak gibi, tercih sanan dalyaraklar varsa bunların hiçbirini okumasın boş yere. Gitsinler facebook üzerinden karı kovalasınlar ben burda bunu ve diğer mevzuları anlatacağım.

Şimdi ilk yazıdaki gibi, ilk canlıyla birlikte türler ortama göre adaptasyona uğramak zorundadır. Bunun başka bir şansı yoktur. 

Evrimin doğal seçilim yanı sıra başka metodları da vardır tabiki. Genetik sürüklenme bunlardan biridir ama en sakat olanıdır.

Genetik sürüklenmeye klişe bir örnek verirsek eğer, bazen bir canlı türü olabildiğince bol varyasyonlu bir şekilde, bulunduğu habitatı işgal eder. Varyasyonlara uçuk örnek vermek gerekirse köpek türü buna güzel bir örnektir. Evde avuçta gezen chiwawa ve bizim Züvas Kangal aslında aynı türün varyasyonlarıdır. Fakat gel gör ki yanyana koysan, peşin satan, veresiye satan tablosu gibidir bunlar anasını satayım.

Gerçi tabiatta böyle varyasyon olmaz ama, sonuçta insanın bilinçli seçiciliği bile, insan tabiatın bir parçası olduğundan doğal seçilim sayılacağı için (şair burda çok biliyorum amına koyyim üslubundadır) sonuçta bu varyasyonlar bir şekilde şuan için var olabilmektedir.

Uyduruk bir senaryo ile bir salgının kırsal kesimleri tamamen öldürdüğünü düşünelim. Kırsal kesimde yaşayan insanın bekçi, koruyucu ve çoban köpeği olarak kullandığı kangal gibi iri ırklar açlıktan ölürken, şehirde yaşayan chiwawa ırkı bir şekilde götünü kurtaracaktır.

Bu soydan gelen diğer varyasyonlar büyük ihtimalle benzer küçük ebatta türler olacaktır ve kangal şeklinde iri olmayacaktır. Lan olm bir düşün yeni doğmuş kangal chiwawa dan daha iri nasıl çıkacak ordan?

Basitçe anlattığım bu saçma hikaye genetik sürüklenmedir. Belki türleşmeye yardımcı olur, ama risk budur diyen öğrenci hikayesindeki gibi türün adaptasyon yeteneğini dumura uğrattığı için de çok fazla tabiatta gözlemlenmez.

Evrimin bütün mekanizmalarını, araştırmacı gazeteci gibi tek tek anlatmayacağım tabiki burada. Ama bunu da sağda solda duyarsınız, aklınızda bulunsun diye belirttim.

Punctuated Equilibrium denen, rahmetli Stephen Jay Gould abinin ve Niles Eldredge'in meşhur ettiği, aslı Ernst Mayr'a ait olan bir ilginç olay daha vardır onu da anlatayım sonra memelilere geçeceğiz.

Bak burayı not alın bunlar hep sınavda çıkacak.

Stephen abinin trilobit (abuk subuk böcük gibi, suda giden bir hayvanat) fosillerindeki boşlukları açıklamak için kullandığı ama hopefull monster kavramına dönen bir mevzu bu.

Bu mevzunun taraftarları derler ki, bazen bazı mutasyonlar birikir, fenotipe yansımaz, uzun süreler içten içe herhangi bir hareket yapmadan, doğal seleksiyondan kaçarak bir şekilde adeta Richard Kimble gibi var olur, sonra günün birinde milyonlarca yıldır değişmeyen canlı, son ve vurucu bir mutasyon ile ani bir türleşmeye gider.

Buna kanıt olarak da 3-5 milyon yıl boyunca benzer görünen fosil kayıtlarını alır, bir sonraki katmanda bunlardan bariz farklı olan bir formu aniden oluşmuş olarak gösterirler.

Bu basit bir şekilde hatalıdır çünkü türleşme veya mutasyonu sadece fenotipe yansıyan özellikler üzerinden değerlendirirler. Halbuki zaten 0 ve 5 milyon yıl arasında değişmediği varsayılan bu arkadaşımız, moleküler ve genetik anlamda çok değişmiş, artık ilkokulda mandolin çalan o sevimli çoçuk torbacılığa başlamıştır.

Gould, bir paleontolog olduğu için konuyu fosil kayıtları üzerinden değerlendirmiş, zahmet edip de biyologlara bunu sormamıştır. İlk soruda elenen kim 1 milyon ister yarışmacısı gibi, bildiği soruya yanlış cevabı vermiştir heyecandan. Ama kendisini sever sayarız, hürmette kusur etmeyiz, onun bu yanlışını bütün doğrularımıza değişiriz o ayrı. Gould'a laf söyleyen karşısında beni bulur. Hatta ve hatta Gould, aile şerefindeki Münir Özkul'dur o kadar yani.

Çok uzattım örnekleri beyler farkındayım ama evrimin bir sürü bildiğimiz ve bilmediğimiz yolu yöntemi var bunu bir anlamanız lazım. Yoksa sadece tedrici evrimi bilirseniz, birileri evrim yoktur, yalandır gibi sayıkladığında kandırılmanız da o kadar kolay olur.

KT sınırı denilen bir kavram vardır gözünün yağını yidiklerim. Bu olay 65 milyon yıl evvel fuhuş yapan, dinsiz kitapsız dinazor familyası yüzünden başımıza taş yağmasını anlatır.

Öyle böyle taş değil 10-15 km çapında kocaman bir comet. (ing yazarsam çok biliyorum gibi olur dedim, burdan Kozan'daki amcama selam göndermek istiyorum)

Bu öyle bir olaydır ki öncesinde dinosaria denilen koca bir grup bütün dünyayı domine ederken, bu olay sonrasında ortalık bizim gibi çakallara kalmıştır. 1-2 kg ağırlığında yer altında yaşayan böcek ve bitki kökleri ile beslenen memeliler, ortadaki nişde oluşan bu boşluğu hızlıca doldurmaya başlamışlardır.

Memeliler ilk olarak sinapsidlerden başlayıp (memeli mi sürüngen mi belli olmayan yavşak hayvanlar) Permiyen devri ortasına kadar başkalaşan bir takım hayvanattır.

65 milyon yıl önceki olaydan sonra, dünya üzerindeki dominant tür olma yolunda bayağı bir ilerleme kaydetmiştir. (Aslında hala dominant olan tür böceklerdir aramızda kalsın, götleri kalkar öğrenirlerse)

Bu arkadaşlar o sıralarda da bir sürü türe ayrılmışlardı. Bunlardan biri olan, filmimizin esas çocuğu olacak olan arkadaşlardır. Primatlar;

Primatlar evrim sürecinde zamanımızdan 30-50 milyon yıl önce Prosimiiler ve Antropoidler olmak üzere iki ana gruba ayrılmışlardır. Prosimiilerin; Tupaidae, Lemuridae, Dubentoniidae, Lorisidae, Tarsiidae, İndrimii olmak üzere altı alt grubu vardır. Antropoidaelerin de; Callitrichidae (Marmoset, tamarin), Cebidae (Yeni dünya maymunları), Cercopitchecidae (Afrika-Asya maymunları), Pongidae (Goril, Orangutan, Şempanze), Hylobatidae (Gibon, siyabang) ve insanın içinde bulunduğu Hominidae grupları vardır.

Üstteki taksonomik sınıflandırma https://kozmopolitaydinlar.wordpress.com/2011/03/26/primatlarin-evrimi/
adlı siteden alınmıştır. Tek tek bunu yazmak mantıklı değil, saolsun bu arkadaş emek vermiş ve yazmış. Kendisi umarım yaptığım alıntıdan rahatsız olmaz.İşte bu arkadaşlar böyle binbir kola ayrılırken bir tanesi farketmeden, usulca ileride biz olacak olan yola doğru meyletmiştir.


Memelilerin bilinen ortak özellikleri, omurgalı olup, vücudu kıllarla kaplı olup, canlı yavru doğurup, onları süt ile beslemesi bakması falandır işte, Esengül yayınları Fen Bilgilisi 9 kitabına çevirmeyelim muhabbeti.

Memeliler otoburundan, etoburuna, hepçilinden, gececiline kadar kutuplardan çöllere, okyanuslardan gökyüzüne kadar bilinen dünyanın bütün habitatlarında yaşayabilecek kadar adaptasyon yeteneği güçlü, organizasyon yeteneği ve zekası gelişmiş, hayatta paradan daha önemli duyguları olan, yakışıklı olmasa bile sempatik hayvanlardır.

Bunların arasından özellikle bir tür ortalığın son 10.000 yılda resmen tozunu attırmıştır.

Bu hepimizin de dahil olduğu Homo Sapiens dediğimiz arkadaştır.

Bir sonraki yazıyı da bunun üzerinden devam eder, ondan sonra biraz biyolojiden uzaklaşırız başka mevzulara gireriz.

Kalın sağlıcakla.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder