Sandınız ki gerçekten inanan bir insanın olmaz denilen birşeyi, nasıl olur hale getirdiğini anlatacağım.
Hayır millet, ben bu sefer inanç denilen, dinsel öğelerle süslenmiş, mistik bir hava katılmış, bize bilinmeyenin kapılarını araladığı iddia edilen bir yapının, normalde en basit kurguyu bile sorgulayabilecek insanları nasıl birer dalyarağa dönüştürdüğünü anlatacağım. Anlatmakla kalmayıp, kendi iddialarımla değil bizzat onların kendi kabul ettikleri metin ve inanç sistemi ile bunu yapacağım.
Bu olaya aslında en eskisinden, en yenisine kadar bütün mistik inanışları dahil edebiliriz. Fakat öyle yapmayıp, bunun yerine en yenilerinden birini konu mankeni seçeceğiz. Bunu yapma sebebim, malum teistlerin kutsala dokunmama konusunda kendilerine gelince çok hassas olup, başkasına gelince gayet hoyrat davranabilmeleri. Olur ya çok zannetmesem de belki bir iki tanesi kalkıp, aslında kendilerinin inandığı o milyarları ilgilendirdiği söylenen saçmalığın, biraz sonra irdeleyeceğimiz saçmalıktan zerre farkı olmadığını, gelişip serpilmesine olanak tanıyanın sadece zaman olduğunu farkedebilir. Belki inancına devam eder ama kafasında sadece küçük bir acaba sorusu belirse bu bile bu yazıyla uğraşmaya değer, hatta artar.
Şunu da başta söylemek belki doğru olur. Teistlerin bir çoğu, insanların onların hangi tanrıya inandığı ile ilgilendiğini ve bunu eleştirdiklerini zannederler. Bir noktaya kadar bu doğrudur çünkü bazı ateistler bulundukları toplumun genel kabul görmüş dinini hedef seçerek bunun üzerinden dinin aslında yanlış ve uyduruk olduğunu kanıtlamaya çalışırlar. Aslında basitçe düşünebilen bir insan bile zaten bilinen bütün kurumsal ve kabile dinlerinin birer siyasi ideolojinin primitif halleri olduğu görebilir. Fakat yine de doğrudan böyle bir yönelim karşı tarafta ister istemez bir savunma, bir karşı tepki doğurur.
Bence bizim esas meselemiz dinlerin bizzat kendisinden bile önce, o dine inanan kişilerin dinlerini yaşayabilmek, uygulayabilmek adına sergiledikleri tutumlardır. Diyebilirsiniz ki bu emri ona veren de din. Tamam evet bu noktada haklısınız size katılıyorum fakat sonuçta hiçbir dinin de sosyal hayatı bozmaya yönelik direkt bir emri olmadığını hatırlayın. Eleştiriyor ve sevmiyor olabiliriz fakat bizzat İslam içinde kesinlikle bir saldırı veya suikast emri bulunmaz. Filancadan rivayetle veya imam bilmem kimin uygulaması İslam'ı bağlamaz işin özünde. Çünkü kutsal sayılan gerçekte tek metinleri Kuran-ı Kerim'dir ve içinde geçen savaşların tamamı savunma üzerine ve önceki uğradıkları durumların tekrarlanmamasına yöneliktir. Eğri oturup doğru konuşmak gerek bu konuda.
Bu fikirler şuanda da gördüğümüz gibi bazı kimseleri birer suikastçiye dönüştürebildiği gibi, bazı kimseleri karıncayı bile incitemeyecek hale getirebilir. Bu sistemin kendi davranışından ziyade aslında yorumlayan insanların bakış açısıdır.
Neyse konumuz bunlar değil, bunları açma sebebim en basit tanımı ile. "Sizin dininiz size, benim Allah'sızlığım bana" demek içindi. Kimseye dokunmadığınız, fikrinizi, dininizi tıpkı işinize geldiğinizde eleştirmeyi sevdiğiniz kapitalizm, komunizm gibi eleştiriye açık hale getirip, bunu beğenmeseniz bile bunun bir özgürlük olduğunu anladığınız sürece güvenin bana hangi dine mensup olursanız olun size en çok hak tanıyacak olanlar sizin o kardeş dinler saydığınız diğer dinler değil, şu sataşmaktan ve bok atmaktan kurtulamadığınız ateistler olacaktır.
Bahsetmek istediğim, bir sike derman olmayacak "New Age" adı altında, yüzyıllardır kakalanan eski dinleri biraz allayıp pullayıp, modernize ettikten sonra, anasını boyayıp babasına kız diye satan şarlatanların yeni icatlarından biri;
Raelian Hareketi
Biraz kısaca bahsetmek gerekirse konuya detaylıca girmeden önce, 20. yüzyılın ortalarına doğru insanlar teknolojik olarak bişeyleri daha önce hiç olmadığı kadar hızlı değiştirmeye başlayınca, yüzyıllardır doğru kabul edilen, çoğunluğun sorgulamadığı her inanç sistemi sorgulanmaya başladı.
Artık Nuh hikayesi, İbrahim ve oğlunun kurbanı, yaradılış mitleri gibi bir sürü masalsı anlatım içeren kutsal kitaplar insanlara hiç olmadığı kadar basit görünmeye, içlerinde bulundukları ruh hali ve evrene bakışlarını karşılayamamaya başladılar haklı olarak. Çünkü bir kez astronomi ve fizik bilgisinin artışı ile hayal ettikleri evren milyarlarca kat büyümüş ve detaylanmıştı. Böyle olunca da bu hikayelerin anlattığı "Tanrı'nın" evreni ile yaşadığımız evren arasında neredeyse bir benzerlik bulmak imkansız hale geldi. Birçok insan ya artık dinlerin bu yüzyıllarca süren boyunduruğundan hızla kurtulmaya, kurtulamasa bile eski önemi vermemeye başladı. Bu tabi ki bu işin üzerinden yürütülen siyasal, parasal, otoriter her türlü sisteme zarar vereceğinden oluşan bu boşluğa uygun yeni asalaklar türedi. Nasıl ki biyolojide herhangi bir sebepten bir niş içerisinde boşluk oluşursa, o boşluğu başka bir canlının kapattığı gibi, alışkın olduğumuz dinlerden sonra oluşan bu boşluğu da yukardaki kalpazanlar kapattı.
Bunlar eksi kalpazanların yeni kostümlü halleriydi. Eskiden yıldırım dediklerine artık elektriksel boşalım, ateş topu dediklerine ise plazma demekteydiler ama anlattıkları terane aynıydı aslında. Şunu hiç unutmayın insanlar alışkın oldukları ortamda kalmaya meyillidirler. Ben de dahil olmak üzere hepimiz toplumsal canlılar olduğumuz için yalnızlaşmak yerine hayatı anladığımıza en yakın topluluğa girmeye yatkınızdır. Yıllardır, yüzyıllardır bağlı bulundukları o güvenli sürüden ayrılan insanların da artık modern olan dünyada onlara yeni modern hikayeler anlatacak yeni çobanlara ihtiyacı vardı. Bunu görebilen yukardaki kuruluşun başındaki gibi uyanık orospu çocukları sayesinde de gidebilecekleri yeni bir sürüleri vardı. Üstelik besicilikte de iyi para vardır öyle demeyin.
Tek bu değil tabiki. Dediğim gibi bu orospu çocukları, yağmur sonrası türeyen şemsiye satıcıları, stad önünde bekleyen köfteciler gibi, bilimin ilerlediği alanda buldukları işlerine yarayan en ufak bir bilgiyi bile heba etmeden, kendi sahtekarlıklarına kılıf ve kaynak olarak kullandılar. Devam da edecekler maalesef durmaları mümkün değil çünkü sağıldığını anlamayan davarların varlığı devam ettikçe bu bir sektör.
Hiç zannetmiyorum ama keşke buna benzer bir inanışı olan yarrak kafalının biri bu yazıyı okusa da kafasına bişeyler girip bişeyler anlayabilse. Eski dinlerden bahsederken ağzını eğen sonra bu yukardaki gavatları ciddiye alan o ibnelerin okusalar da bişeyi kabulleneceklerini sanmam da neyse.
Yaslanın arkanıza da başlayalım artık... Let the game begin.
Uzaylıların Verdiği Mesaj.
Doğaüstü, Evrim, Allah bahane, Rael götün şahane...
Bu arkadaşların kendilerince kutsal olan metinlerine geçmeden önce mevzunun kabasını şöyle alalım.
Bu Rael denilen herif, daha önceleri araba tutkusu olan, otomobil yarışları ile ilgili bir dergi çıkaran insan kişisidir. Kendi ifadesine göre ki sitesinde de bulunup okunabilir 13 Aralık 1973 günü 27 yaşındayken bir nevi peygamberlik kendisine bildirilmiş. Güya dünya dışından gelen bir varlık, kendisini daha önceki kutsal kitapların nasıl yazıldığı ve gerçekte insanın nasıl bu dünya üzerinde var olduğu hakkında bilgilendirmiştir. Sonrasında da yine benzer şekillerde bu arkadaşla veya başka varlıklarla görüşüp bilgiler almıştır. Kendisini her çıkan fırlama gibi de önceki kadim dinlere bağlamadan duramaz. Duramaz çünkü yepyeni bişeyle gelmek zekice bir fikir değildir. Bir sürü karşıt görüşle uğraşırsın. Bunun yerine zaten hali hazırdaki dünya nüfusunun %80 inin inandığı belli dinlerde de bulunan kurtarıcı, mesih her ne ise kendini o şekilde pazarlamak çok daha akıllıca bir tekniktir. Bu abimizde bunu sürekli olarak vurgular zaten artık belgelere gelelim.
![]() |
| Online olarak kutsanmak isteyenler için sitenin ana ekranının bir temsili |
Görüldüğü üzere Yahudilere ait olan "Davut'un Yıldızı" olarak da bilinen mistik bir öğe hemen ana sayfadaki eski kitabın üzerinde bizi karşılıyor. Sırf bu da değil, sitede bulunan bir çok şey bu yıldızla harmanlanmış. Harmanlanmış çünkü adam dediğim gibi götünü dayayacak daha eski bir kutsal metin arıyor. Eski ahit bunların en akıllıca olanı. Çünkü musevi, isevi, müslüman hepsi o metne aşina ve hepsi o metni kabul ediyor. Müslümanlar çok bilmese bile Kuran bile o metni doğru kabul ettiğini beyan eden ayetlerle doludur.
İşin zaten tek kaygısının ticari olduğunu bildiğimiz için bir dine ait olduğu iddia edilen kolyeler cart curt ne varsa aşağıda shop ekranında da gördüğünüz gibi satılması bizi hiç şaşırtmadı. Sanki pezevenk uzaylılardan geleceğimizi değiştirecek mesajın yanında uygun fiyata altın gümüş getirmiş Kapalıçarşı esnafı gibi anasını satayım.
Siteden biraz daha örnekler gösterdikten sonra asıl zırvalamaları olan şu yazının başında bahsettiğimiz Rael'in ilk buluşmasının kayıtlarını içerdiği iddia edilen ve sitelerinden ücretsiz olarak indirebileceğiniz ilk kitaplarına değineceğiz.
Sitenin banner kısmında aslında ilk başta konuştuğumuz noktaya güzel bir atıfta bulunulmuş onun da görselini aşağıda vereyim üstüne anlatayım iyisi mi.
İşin zaten tek kaygısının ticari olduğunu bildiğimiz için bir dine ait olduğu iddia edilen kolyeler cart curt ne varsa aşağıda shop ekranında da gördüğünüz gibi satılması bizi hiç şaşırtmadı. Sanki pezevenk uzaylılardan geleceğimizi değiştirecek mesajın yanında uygun fiyata altın gümüş getirmiş Kapalıçarşı esnafı gibi anasını satayım.
![]() |
| Bunlar normal fiyatlar. Fiş almazsanız 3-5 bişeyler daha da yaparlar sanırım. Acaba Sevgililer Günü için de kampanyaları var mı? Rael, aşkımmm, yine mi yıldız aldın bana :( uffff |
Siteden biraz daha örnekler gösterdikten sonra asıl zırvalamaları olan şu yazının başında bahsettiğimiz Rael'in ilk buluşmasının kayıtlarını içerdiği iddia edilen ve sitelerinden ücretsiz olarak indirebileceğiniz ilk kitaplarına değineceğiz.
Sitenin banner kısmında aslında ilk başta konuştuğumuz noktaya güzel bir atıfta bulunulmuş onun da görselini aşağıda vereyim üstüne anlatayım iyisi mi.
Buradaki, yani hem tarayıcınızın sayfayı isimlendirdiği kısım hem de kabartmalı olarak verilen mesaj aslında başta değindiğimiz konunun ne kadar mantıklı bir yaklaşım olduğunu ve haklı olduğumuzu gösteriyor. Amaç tamamen yeni bir dini yaymaktan ziyade, ateist olsalar bile bunun sebebi eski kutsal metinlerin tanrı figürünün masalsı karakteri yüzünden olan insanları, mantıklı, modern, bilimsel gibi safsatalarla tuzağa çekmeye çalışmak. Yaratan yerine tasarlayan kelimesinin seçilmesinin sebebi bu. Bu uzaylı dinlerinin ortak özelliklerinden belki en belirgini, tasarlayanların aslında kendilerini tanrı olarak göstermek istemediklerini fakat bizim algımızın o çağlarda düşük olmasından dolayı bunu böyle anladığımızı, onların da buna müdahale etmek istemedikleri zırvası üzerine kuruludur. Bu yüzden de hem bir dini sistem geliştirip hem de bu tasarım ekibindeki "mühendisleri" bize olgun, bilgin, yakışıklı olmasa bile sempatik olarak pazarlamaya çalışırlar.
İlk kitabın adı; Uzaylıların Verdiği Mesaj. Rael bu kitabında kısa bir özgeçmiş sonrası ilk karşılaşmayı anlatacaktır satır satır bizlere. Bizler de bir sürü saçmalığın arasında boğulmayalım diye ben kitabın önemli noktalarından düşünce yapılarını ele verecek görsellerle konuya devam ediyorum.
Kitabın hemen girişinde önsöz kısmında bizi bir kişi karşılıyor. Güner Behiç adındaki bu kişi nedir kimdir hiçbir bilgim yok. Fakat 1987'de bu kitabı okumuş ve içine bir mutluluk dolmuş. Bu nasıl bir mutluluk onu bilemiyorum ama bu adam ve bunun gibilerin asıl Rael gibi abileri çok mutlu ettiği açık. Çünkü bu abi tam bunların aradıkları adamı sembolize ediyor. Bu adam bir kurgu da olabilir kişiyi ciddiye almıyorum fakat kastettiğim şu. Güzel sanatların ve bilimin her alanının ilgisini çektiği, batıl inançlardan kurtulamamış, içine biraz plazma, biraz proton eklediğinde aborjin dinine bile inanabilecek, içten içe inanmak isteyen, tanrıyı bilemem ama bir güç var diyen, hayata karşı kırılgan, yalnız olmaktansa korunup kollandığını bilmenin huzurunu duyan bir birey. Belli bir elit kesime ait, belli bir maddi gelirin üzerinde, içinde bir türlü anlamlandıramadığı bir boşluk hissi var. Normal dinler artık onu kesmiyor, evrendeki zeki yaşamlara inanıyor, bir sürü Erich Von Daniken zırvası ile büyümüş. Zaten bu fikre yıllardır hazırlanmış ve artık karşısında. İşte size böyle abuk subuk dinlere çekilmeye müsait bir insan profili tam olarak. Bir para kapısı, bir manipülasyon müptelası.
Üstte bulunan yere kadar olan kısımda uzaydan gelen tasarımcı, Rael'e bir takım alicengiz oyunları yaparak kendini pazarlama derdinde. O kısımları o yüzden geçtim. Yok soğuk kış günü niye burdasın? Bilmiyorum. Çünkü telepati ile sana bu isteği ben verdim falan gibi küçük akıl oyunları. Fakat aynı yukarıdaki görsel gibi küçük de bir olay var onu belirtmek isterim. Tasarımcı, Rael'e telepati ile iletişim kurduğunu söylemeden önce "telepatiye inanıyorsun değil mi?" diye bir soru yöneltiyor. Rael de bu soruya "Elbette" cevabını veriyor.
Neden seçildiği sorusuna, Tasarımcı'nın verdiği cevap da gördüğünüz gibi buna çok benzer bir kurnazlık içeriyor. Önce yeni fikirlerin serbestçe konuşulması, Fransa, hür ülke diyerekten kıçını sağlam zemine dayama mesajı veriyor.
Ayrıca zeki, herşeye açık zihinle bakan, paraya tamah etmeyen, romantik birini de arıyormuş bizim bu Tasarımcı. Sanarsın kızını verecek amına koyyim. Annesi katolik, babası yahudi olan ve bilim adamı olmayacak (islam peygamberi ümmi idi olayı gibi) şekilde bütün semavi denilen dinlere de bir selam çaktıktan sonra, doğum tarihini de önemli bir olaya bağlayarak pastanın son süsünü de koyuyor.
Bu yapılanın adı nedir biliyor musunuz? Orospu çocukluğu. Okuyan okuyucuyu tamamen manipüle etme amaçlı olarak böyle birşeyi sadece özgür düşünebilen, zeki, herşeye açık bireylerin algılayabileceğinin dayatmasını yapmak. Yani diyor ki şuan benim yaptığım gibi buna zırva dersen bu senin yobazlığından kaynaklı, özgür düşünemiyorsun. Bende diyorum ki.... neyse ben bişey demiyorum bu seferlik.
Şimdi millet, göte göt demek ne kabalıktır ne de yobazlık. Bir adamın dağa çıkıp vahiy aldım demesi ile bir adamın dağa çıkıp uzaydan gelen bir tasarımcı ile görüştüm demesi arasında ne fark var? Yok zaten adamlar da fark olmadığını aha asıl tanrı denen şeyin bunlar olduğunu iddia ediyor da ben yukardaki amcık ağızlıya değil sana soruyorum haftasonu branch yapmadan duramayan ve evrene pozitif mesaj gönderen yavşak sana soruyorum. Böyle mallıklara inanacaksak gidelim bari normal ortodoks falan olalım. Hiç olmazsa 2000 yıldır adamlar kurumsallaşmış, hatalı olsalar bile bir sürü felsefi tartışması yapılmış konuları var. Bunların nesi var?
Maalesef yazı boyunca bizim aydınlanmış, sanata bilime meraklı Güner abimizin henüz bir ilkokul çocuğu olduğunu anlamamıza sebep olacak imla hataları ile karşı karşıyayız. Çok da mühim değil o konu gerçi. Yukarda gerçekten çok çok ileri bir medeniyet ile yıldızlararası yolculuk yapabilecek, bu seviyeye binyıllar önce gelebilmiş bir medeniyetin temsilcisinin ifadelerini görüyorsunuz. Acaip küçük hayvancıklar yapmışlar, deney tüplerinde, sanırım embriyonik hücrelerden bahsediyor, hayat formları geliştirmişler falan. Hükümet, bilim adamı, halkın tepkisi, canavar yaratılabilme korkusu.... Sanki adını bile bilmediğimiz uzak bir gezegen değil de bu abi Ankara Kızılay'dan gelmiş gibi konuşuyor. Sistem aynı tam olarak siyasi anlamda anlaşılan.
Biz buraya kadar zannediyoruz ki hep, bunlar insanlığı yarattı, işte kutsal metinler Adem, Havva, 6000 yıl falan. Hayır bu abiler bildiğiniz bundan takribi 3,5-4 milyar yıl evvel gelmişler. Çünkü bu gezegende insan değil "Hayat" yaratacaklar. Tabi sonra bunu kıvırmak için midir yoksa zaten buraya kadar inanmış olan bundan sonra da inanır nasılsa diye siklemediklerinden mi bilmiyorum gezegende hayatın oluşumunu 20-25 bin yıla falan indiriyor.
Bu üst kısma yorum bile yapmıyorum artık amına koyyim adamlar hiçten sebze üretmişler. Bak cümleyi dikkatli oku, kimyasal maddeler ile bitkiler üretilmiş, arada Sermet Erkin'lik yapıp hiçten de sebze çıkarılmış. Bu arada bitki nedir sebze nedir? Sebze bitki değil midir?
Ne taksonomi kalmış, ne canlıların oluşumu ile ilgili bir hiyerarşik sıra kalmış, ne hayvanların hayatta kalıp kalmamalarına hizmet edecek adaptasyon özellikleri kalmış. Hiçbir halt yok ortada. Bir takım ressamlar geliyor, kıçından kırmızı tüyler çıkan uçamayan bir kuş istiyoruz diye kolej bebesi gibi diretiyor, bu bilim adamları da tasarlayıp doğaya salıyor. Sanırım ara ara sürekli türleri tükeniyor olmalı ki ortalıkta bu kadar şuan yaşamayan fosil var. Bak aslında burası mantıklı geldi bana da. Yaşayan canlıların %99 unun soyu tükenmiştir bunu zaten küçücük bir tabiat merakı olan bilir. Demek ki bu beynini siktiklerim böyle kafalarına göre hayvanatı yapıp yapıp ortaya saldıklarından oluyormuş. Biz de yıllarda bunu doğal seçilime yükledik görüyor musun? Ayıp oldu ama neyse artık. Bu arada kuşlarla, memelilerle birlikte Dinazor ve Ejderha da yapmışlar. Dinazorları fosillerinden biliyoruz ama daha önce hiç Ejderha fosili bulamamıştık. Demek ki sabırla kazmaya devam edebilirsek günü geldiğinde elimizde yeni bir türümüz veya türlerimiz olacak.
Heh buraya kadar ki zorlama zırvalıklardan sonra asıl zurnanın zırt dediği yere geldik. Çünkü hiçbir din kurbağanın veya yukarıdaki gibi ejderhanın nasıl yaratıldığını anlatmakla ilgilenmez işin özünde. Dinlerin derdi ve muhatabı insandır. Ben neden buradayım, amacım ne, kime domalayım sorularını soran tek tür insan olduğu için ister tanrı, ister tasarımcı olsun bir şekilde insana konuyu getirip ana fikre onu yerleştirirler.
Davut Yıldızı ile anlatmak istediğine yavaş yavaş geliyor Rael abimiz. En parlak, en zeki, en iyi sevişen tasarımcılarımız nasıl bir şans ise İsrail ülkesi taraflarında çalışıyorlarmış. E bu kadar ileri özelliklere sahip tasarımcılarımızın da yarattığı insan tabi ki İsrailoğlu dediğimiz kavmin milletin yaratıcısı olacaktır.
İnsanların yaratılışını anlatırken bizim Tasarımcımız kendisinin de bu ekipte olduğundan bahseder. Ayrıca bir de inatla devam ettirdiği bir diğer iddiası da yarattıkları bu insanın kendilerinden donanımsal olarak daha üstün olduğudur. Bunun neden, nasıl, niye olduğu ile alakalı bilgi vermez. Gerek de yoktur zaten insan evrendeki en zeki yaratık olduğu fikrine alışkındır, özellikle tasarımcısı bile bunun böyle olduğunu söylüyorsa zaten sorgulamaya da gerek yoktur. Bu ifadenin metin içinde birkaç kez tekrarlanma amacı hep söylediğim gibi okuyan kişiye kendini albenili gösterme, onun gururunu okşayarak benimsemesini sağlama. Nasılsa sonrasında yolunacak kaz belli.
Ah canlarım benim. Nasılda kendi yarattıkları yeni bir tür ile gurur duyuyorlarmış. Onun ilk adımlarını takip etmek nasıl da zevkliymiş bak sen hele. Şu insanların bilgiye ulaştıkça tanrısallaşacağı fikri burda yavaş yavaş işlenmeye başlıyor işte ki bu aynı zamanda bu New Age denen bokun ana fikri. Bunlara göre insanı kim yaratırsa yaratsın, hangi din olursa olsun illa bir tanrılaşma süreci var. Siz içinde bilim, bilim adamı, proton, nötron döndüğüne bakmayın. Bu psikopat orospu çocuklarının tek ama tek derdi ego ve kibir. Bütün konu diğer gruplardan fazlasını bilmek ve bilmekle de kalmayıp bu bilginin kendilerini tanrı yapması. Ölümsüz olmak, tanrısallaşmak, ebem kuşağına değmek bütün bu ibneliklerin temel noktası insan olmanın bunlara yetmemesi. Neden derseniz çünkü bunların dayatmak, insanları etkilemek istedikleri noktada insanın hep biraz daha fazlası. Olacak başka bişey kalmadı zaten doğadan soyutlayınca geriye ne kalıyor? Burada dediğim gibi yavaştan yavaştan insanı ilahileştirme, insana büyük anlamlar yükleme bu sayede kendini daha yüce zanneden salakların da keselerinden bir miktar daha aşırma dönemine geçiliyor kitapta.
Kitabın geri kalan uzunca bir kısmı da böyle eski ahit üzerinden tefsir dersleri şeklinde sözüm ona gerekli yerleri madde madde açıklamakla geçiyor. Maşallah Rael efendi kendi kafasına göre kıvırabileceği bütün bölümleri bir güzel bizim Tasarımcı abimizin ağzından yazıyor da yazıyor. Ağzından diyorum çünkü kurduğu cümlelerden bu Tasarımcının değil bizden binlerce yıl ileri medeniyetten, Okmeydanı'ndan bile gelmiş olma var. Atom parçalayıcı silah ne demektir örneğin? Bir canlıyı, ki zaten sen yarattın madem, kafasına taş attığında öldürebileceğini biliyorken neden "Atom Parçalayıcı" silahla korkutursun ki? Ayrıca bu atom parçalayan silan bizim anladığımız anlamda atomu nasıl parçalıyor? Nerde bu işlemi yapıyor? Bilim adamları en başarı insan soyunu niye seçmek için salak salak BBG evi gibi yarışmalar düzenliyorlar? Bu hangi kategoride yapılıyor? Zekayı ne ile belirliyorlar? Bu sorular saymakla bitmez. Bişeyleri açıklamaya geldiğini iddia eden bizim Tasarımcı değil açıklamak işleri iyice arap saçına döndürüyor.
Sebep basit aslında böyle bir tasarımcı yok. Zaten bunu biliyorsunuz da bilmeyen gerizekalılar olabilir aramızda onlar da öğrensin bu vasıta ile.
Yalnız bu arada olum bu kısımları geçip farklı bir kısmına gelecektim kitabın ama en sevdiğim paragraflardan biri olunca koymadan edemedim bu kısmı;
Ben yukarıdaki kesite hiç bir yorum yapmadan devam ediyorum. Elinizde bulunsun istedim amacım bu.
Kendi kafasında eski Yahudi ve Hristiyan metinlerini yorumladıktan sonra Rael abimiz sadede gelmeye başlıyor yavaş yavaş. Üstteki yorumlamaları yapmak için yeni bir din falan kurmaya ihtiyacınız yok. Cinler aslında uzaylı mı? Zülkarneyn galaktik yolculuk mu yaptı? diye sikim sikim programlarda tv de ilahiyatçıları saçmalarken görebilirsiniz güzide ülkemizde. Ama asıl olarak olay 5. Bölüm ile başlıyor. Yani 1946, yani Hz. Rael (as) yeryüzüne teşrifi ile.
Bu noktada bizim gelen Tasarımcımız, bu güne kadar olan kiliseyi bitirir. Bitirmesinin sebebi kilisenin hataları ve gerçeği yanlış anlaması ile birlikte zaten artık bilim çağına girdiğimiz izin buna ihtiyacımızın kalmaması. Balık burcu der, kova burcu der, astrolojik imgelerle çağları ayırır bişeyler yapar. Kutsal kitaplardaki gerçeğin korunamadığından ve değiştirildiğinden bizim müslümanlar gibi rahatsızlık duyduğunu söyleyip, sürekli ayet ayet alıntı yapar. Söylediğim gibi Tasarımcı adam gibi kendi kafasından geçen ve anlatmak istediklerini anlatmaz, Cübbeli Ahmet ile tefsir dersi gibi tek bir ayete 1500 mana vererek kendi istediği yere çeker.
Yukardaki bölüm zaten tam efsane bölümlerden biridir. Önce Kabala'da bulunan ne olduğu belirsiz bir "parasang" adında ölçüden bahseder. Bu ölçüyü tanrıyı boyutlandırmada kullanır ama eğer ben yanlış anlamadıysam topuğunun boyu kendi boyutunun 128 kat fazlası olan garip bir tanrımız varmış.
Kendi gezegenlerinin 1 ışıkyılından daha yakın bir mesafede olduğunu söylediğine göre bizim Tasarımcının gezegeni sanırız ya yapay bir gezegen veya kütleçekimi gibi bir etkiyle dış uzaya savrulmuş bir gezegen. Çünkü bahsettiği uzaklıkta herhangi bir yıldız yok. Dünyaya en yakın yıldız 4,4 ışıkyılı mesafedeki Alpha Centauri denen üçlü bir yıldız sistemi. Yıldızlararası boşlukta ne halt ettikleri ve yaşamın nasıl devam edebildiğini ise sorgulamaya gerek yok. Argoda bir laf vardır "Her kuşu siktin bir leylek mi kaldı?" diye bunu sorgulamak bu saçmalıklar yumağında buna benzer.
Fakat cümle içindeki mantık hatalarını nasıl yapacağız? Propalsiyon denen ilk kez duyduğum bir metod sayesinde atom kullanarak ışık hızından 7 kat hızlı gidebilecek bir teknoloji geliştirmişler fakat dünyaya gelmeleri 1 aydan az bir zaman alıyormuş. O zaman ışık hızını minimum 12 kez geçmiş olmaları gerekmiyor mu diyeceğim ama neyse siktiredin adamlar gelmiş işte bir şekilde.
Bölümün sonlarına doğru da bizim Tasarımcımız, Rael adını vererek abimizi net bir şekilde Elohim'in elçisi haline getiriyor. Her halta karışmaya eğilimli tanrımız pardon Tasarımcımız, demokrasiyide beğenmeyip adına "Dahikresi" dediği uydurma bir kavramı tavsiye ediyor. Öjeniye benzeyen bu mantığa göre insanlara sürekli zeka testleri uygulayarak, zekasına göre oy kullanma ve yönetime girme hakları verilecekmiş. Mal mülk edinilmeyip miras bırakılmayacakmış onun yerine komünizm olmayan bir komünizm getirilcekmiş falan filan. Derleme tekniklerle yeni bir sosyal dünya tasarlayan bu Tasarımcımız ise hikayenin başında kendi bilimsel araştırmalarının halkın tepkisi yüzünden bu dünyaya taşındığından bahsetmişti hatırlarsanız. Bilim adamı olmayan halkın gayet güzel siktiri çekebildiği bir gezengenden ileri medeniyet ile gelip, bize sıradan halkın yönetimde söz sahibi olmasının doğru olmadığını vaaz etmesi aslında bu kişinin gerçekten Tanrı olabileceğini hissettirdi bana. Onun da böyle garip huyları var farkındaysanız. Şarabı haram edip, vaad olarak şaraptan ırmaklardan bahsetmesinden anlayabiliriz.
Burada da durmayan Tasarımcımız, tek dünya devleti ve tek dünya para pirimi gibi global kavramlara da göndermelerde bulunmaktan çekinmiyor.
Aşağıda göreceğiniz sayfada her dinin başlatıcısı gibi bizim Rael'de yavaş yavaş kendine ortamı peşmeş çekmeye başlıyor. Sevgi, iyilik, proton, nötron, higgs diyen bu dünya dışı ileri tasarımcımız, konser öncesi kulis beğenmeyen Justin Bieber ergeni gibi neyin nasıl olması gerektiği ile ilgili komutlara başlamış bile. Daha da ileri giden Tasarımcı açık açık avantasının da peşinde koşmaktadır. Zaten asıl amacının keklik avlamak olduğunu bildiğimiz bu tasarımcımızın ve Rael abimizin ise bunları söylemesinden ve konunun buraya gelmesinden zerre şaşırmıyoruz tabiki de.
Bu iki sayfayı yukarıda da bahsettiğim gibi direk koyuyorum ki mantığı kendiniz okuyun. Önce zeki olduğunuz hakkında ileri geri bir takım yalakalıklar görüyorsunuz. Siz zeki olduğunuzu zaten bildiğinizden hiç garipsemiyorsunuz bu durumu. Madem zekisiniz ben ve benim gibi diğer gerizekalıları da yola getirip tasarımcılarımızın bu dünyaya teşriflerini hazırlamalısınız. Rael onlarla irtibat kuran tek kişi olabilir fakat her peygamber gibi biraz paraya sıkışık, daha sonradan ödüllendirilme karşılığında 3-5 bişeyler ateşlerseniz hem hayatta peşin ödül, hem de ikinci sayfanın sonunda göreceğiniz gibi bilimsel yöntemlerle yeniden diriltilme hakkını elde edebilirsiniz.
Yine aptalca bir bölüm daha. Kontrasepşin geliştirmek ne demek onu bilmiyorum belki de benim cehaletim olabilir fakat ortalama insan ömrü 75 yıl ise, yukardaki Tasarımcılar bundan 10 kat uzun yaşayabiliyorsa bunları anlatan abi nasıl 25.000 yıl önceki tasarım ekibinin bir üyesi olabilir? Hangi küçük ameliyat insan veya benzer bir canlının ömrünü 10 kat uzatabilir? Üs olarak kullandıkları yıldızlararası uzayda bir gemileri varsa, ki yıldızlararası uzaya çıkmak için hiç yoksa heliosferi geçmek gerekir. E bu adamların gezegeni de çok uzakta sayılmaz zaten baktığında niye daha yakın bir üslenme yapmamışlar ki misal ay gibi?
Bunları uzatır gideriz ama ben sıkıldım artık yazıyı bitirmek istiyorum. Asıl mesele insanlar bu tarz şeylere nasıl inanabilir? Bunun makul mantıklı bir açıklamasını bulmak neredeyse imkansızdır.
Dinlerin, özellikle şuan yaygın olan eski dinlerin başlangıcında verdiği cevaplar ya yanlışlanamayacak şekilde öte bir anlatım içeriyordu yada o devrin insanının aklına yatacak şekilde süslenmişti. Birçok konuyu anlamlandıramayan kişiler de bu düşünceleri kabul etmeye yatkın oluyorlardı. Fakat şuanda bulunduğumuz konumdan bakınca heryeri dökülen böyle saçma sapan bir fikri insanlar nasıl kabul edebilirler?
Bu fikri kabul etmemek için uzay, uzaylı, tasarım, Elohim şu bu bilmenize gerek yok ki basit bir mantıkla bile bundan uzak durmanız gerektiğini anlayabilirsiniz. Çünkü MANTIKSIZ. İçinde tek bir kişinin dağda bayırda çaktırmadan kulağına fısıldayan yaratıcı içeren herşey mantıksız olmak zorundadır.
Herhangi bir devirde, iletişim ne kadar güçlü olursa olsun tek bir kişinin insanlara bir konuyu anlatabilmesi mümkün değildir, ayrıca kendinden başka bir referansı olmayan kişinin iddiasını kanıtlayabilmesi için ya eski usül mucize gösterebilmesi yada alenen konunun herkes tarafından görülebilmesini sağlaması gerekir. Bir kişinin iddialarına inanma şeklinde bir fikir aşılamaya çalışmak tanrının çalışma mantığı olamaz. Bu bütün kainatı var ettiği ileri sürülen bir güç için değil bir övgü, bir hakarettir. Yukarıdaki tarzda New Age safsatalarında ise işler daha bile karmaşıktır. Kitabın bir yerinde Tasarımcı evrimin doğru olmadığını, onların sadece yaratmayı sırayla yapmasından bizim öyle sandığımızı söylüyor. Fakat burada da ciddi bir eksiklik oluşuyor. Standart olan soru şu; Tasarımcılar nasıl var oldu ve bu denli zeki hale geldi? Onları da başka Tasarımcılar yarattıysa peki evrende ilk hayat nasıl ortaya çıktı?
Ya yapmamız gereken bu tasarımcılar silsilesini sonsuza doğru devam ettirmek yada bunların asla olamayacağını kavramak. Eğer ilk yaşamsal oluşumu, inorganik materyallerin basitçe kendini kopyalamaya başlaması olarak almadığımız zaman bu sonsuz döngünün içinde kendimizi hapsetmekten başka çıkar yolumuz kalmayacaktır. Semavi dinlerin zamandan ve mekandan münezzeh tanrısı bu sorunu aşıyor gibi görünmesine rağmen aynı bataklığın içindedir.
Tanrıyı zamandan ve mekandan münezzeh kabul ederek ilerleyelim. Zamana ve mekana ait olmayan şey açıkça bu evrene ait değil demektir. Peki burada bulunmayan bir varlık buraya nasıl müdahale edebilir? Verilecek cevap onun gücü yeter bilmiyoruz olacaktır. Dinlerin kutsal metinlerini kabul edersek onun bir yaratıcısı yoktur ve o ezelidir. Peki doğru söylediğini nereden bileceğiz? Çünkü o asla yalan söylemez. Bunu nerden biliyoruz? Kendi asla yalan söylemeyeceğini bize söylüyor. Onun gücü sonsuzdur. Onun bilgisi sonsuzdur. Onun merhameti sonsuz, onun intikamı sonsuzdur. Her vasfında sonsuz olan bir varlığın iki farklı vasfını nasıl belirtebiliriz? Sonsuz olan bişey nerede sona erip diğer karşıt özelliği devreye girebilir. Merhamet ve cezalandırma gibi?
Yukarıdaki soruları çok fazla detaylandırabiliriz hatta belki başka bir yazıda sırf buna değiniriz fakat bunlar binlerce yılın tartışmalarıdır, kimse de makul olarak bunlara bir çözüm getirememiştir. Sebebi aslında karmaşıklığı değil basitliğinden kaynaklanır.
Bu insani özelliklerin sahibi tanrı olunca insan yüceliği belirtmek için sonsuz deme ihtiyacı hissetmiştir, böylece daha önceki tanrılardan büyük olduğunu herkesin anlamasını istemiştir. Fakat insan aklı bazen hatalar yaptığından bunu burada da tekrarlamış ve yarattığı tanrı paradokslara esir olmuştur. Her birini açıklamak için eklenen ilave özellikler ile ilk çıktığı nokta ile son geldiği nokta arasındaki makas açılmıştır. Eski Ahit'te bahsedilen Yahve, ibranilerin kabilesel bir tanrısı olarak Mısırlılara üvey evlat muamelesi yapan despot bir tip iken, aynı tanrı olduğunu iddia eden Allah, Yahve'ye göre daha evrensel yaklaşmaya başlamıştır çünkü bu iki dinin arasında 2.000 yıla yakın bir tanrı evrimi vardır.
Sözü burada bitirelim artık dediğim gibi sırf bu konuyla alakalı bir yazı da ayarlayabilirsem güzel olur belki.
Allah hepimizin yardımcısı olsun. Amin.
İlk kitabın adı; Uzaylıların Verdiği Mesaj. Rael bu kitabında kısa bir özgeçmiş sonrası ilk karşılaşmayı anlatacaktır satır satır bizlere. Bizler de bir sürü saçmalığın arasında boğulmayalım diye ben kitabın önemli noktalarından düşünce yapılarını ele verecek görsellerle konuya devam ediyorum.
Kitabın hemen girişinde önsöz kısmında bizi bir kişi karşılıyor. Güner Behiç adındaki bu kişi nedir kimdir hiçbir bilgim yok. Fakat 1987'de bu kitabı okumuş ve içine bir mutluluk dolmuş. Bu nasıl bir mutluluk onu bilemiyorum ama bu adam ve bunun gibilerin asıl Rael gibi abileri çok mutlu ettiği açık. Çünkü bu abi tam bunların aradıkları adamı sembolize ediyor. Bu adam bir kurgu da olabilir kişiyi ciddiye almıyorum fakat kastettiğim şu. Güzel sanatların ve bilimin her alanının ilgisini çektiği, batıl inançlardan kurtulamamış, içine biraz plazma, biraz proton eklediğinde aborjin dinine bile inanabilecek, içten içe inanmak isteyen, tanrıyı bilemem ama bir güç var diyen, hayata karşı kırılgan, yalnız olmaktansa korunup kollandığını bilmenin huzurunu duyan bir birey. Belli bir elit kesime ait, belli bir maddi gelirin üzerinde, içinde bir türlü anlamlandıramadığı bir boşluk hissi var. Normal dinler artık onu kesmiyor, evrendeki zeki yaşamlara inanıyor, bir sürü Erich Von Daniken zırvası ile büyümüş. Zaten bu fikre yıllardır hazırlanmış ve artık karşısında. İşte size böyle abuk subuk dinlere çekilmeye müsait bir insan profili tam olarak. Bir para kapısı, bir manipülasyon müptelası.
Üstte bulunan yere kadar olan kısımda uzaydan gelen tasarımcı, Rael'e bir takım alicengiz oyunları yaparak kendini pazarlama derdinde. O kısımları o yüzden geçtim. Yok soğuk kış günü niye burdasın? Bilmiyorum. Çünkü telepati ile sana bu isteği ben verdim falan gibi küçük akıl oyunları. Fakat aynı yukarıdaki görsel gibi küçük de bir olay var onu belirtmek isterim. Tasarımcı, Rael'e telepati ile iletişim kurduğunu söylemeden önce "telepatiye inanıyorsun değil mi?" diye bir soru yöneltiyor. Rael de bu soruya "Elbette" cevabını veriyor.
Neden seçildiği sorusuna, Tasarımcı'nın verdiği cevap da gördüğünüz gibi buna çok benzer bir kurnazlık içeriyor. Önce yeni fikirlerin serbestçe konuşulması, Fransa, hür ülke diyerekten kıçını sağlam zemine dayama mesajı veriyor.
Ayrıca zeki, herşeye açık zihinle bakan, paraya tamah etmeyen, romantik birini de arıyormuş bizim bu Tasarımcı. Sanarsın kızını verecek amına koyyim. Annesi katolik, babası yahudi olan ve bilim adamı olmayacak (islam peygamberi ümmi idi olayı gibi) şekilde bütün semavi denilen dinlere de bir selam çaktıktan sonra, doğum tarihini de önemli bir olaya bağlayarak pastanın son süsünü de koyuyor.
Bu yapılanın adı nedir biliyor musunuz? Orospu çocukluğu. Okuyan okuyucuyu tamamen manipüle etme amaçlı olarak böyle birşeyi sadece özgür düşünebilen, zeki, herşeye açık bireylerin algılayabileceğinin dayatmasını yapmak. Yani diyor ki şuan benim yaptığım gibi buna zırva dersen bu senin yobazlığından kaynaklı, özgür düşünemiyorsun. Bende diyorum ki.... neyse ben bişey demiyorum bu seferlik.
Şimdi millet, göte göt demek ne kabalıktır ne de yobazlık. Bir adamın dağa çıkıp vahiy aldım demesi ile bir adamın dağa çıkıp uzaydan gelen bir tasarımcı ile görüştüm demesi arasında ne fark var? Yok zaten adamlar da fark olmadığını aha asıl tanrı denen şeyin bunlar olduğunu iddia ediyor da ben yukardaki amcık ağızlıya değil sana soruyorum haftasonu branch yapmadan duramayan ve evrene pozitif mesaj gönderen yavşak sana soruyorum. Böyle mallıklara inanacaksak gidelim bari normal ortodoks falan olalım. Hiç olmazsa 2000 yıldır adamlar kurumsallaşmış, hatalı olsalar bile bir sürü felsefi tartışması yapılmış konuları var. Bunların nesi var?
Maalesef yazı boyunca bizim aydınlanmış, sanata bilime meraklı Güner abimizin henüz bir ilkokul çocuğu olduğunu anlamamıza sebep olacak imla hataları ile karşı karşıyayız. Çok da mühim değil o konu gerçi. Yukarda gerçekten çok çok ileri bir medeniyet ile yıldızlararası yolculuk yapabilecek, bu seviyeye binyıllar önce gelebilmiş bir medeniyetin temsilcisinin ifadelerini görüyorsunuz. Acaip küçük hayvancıklar yapmışlar, deney tüplerinde, sanırım embriyonik hücrelerden bahsediyor, hayat formları geliştirmişler falan. Hükümet, bilim adamı, halkın tepkisi, canavar yaratılabilme korkusu.... Sanki adını bile bilmediğimiz uzak bir gezegen değil de bu abi Ankara Kızılay'dan gelmiş gibi konuşuyor. Sistem aynı tam olarak siyasi anlamda anlaşılan.
Biz buraya kadar zannediyoruz ki hep, bunlar insanlığı yarattı, işte kutsal metinler Adem, Havva, 6000 yıl falan. Hayır bu abiler bildiğiniz bundan takribi 3,5-4 milyar yıl evvel gelmişler. Çünkü bu gezegende insan değil "Hayat" yaratacaklar. Tabi sonra bunu kıvırmak için midir yoksa zaten buraya kadar inanmış olan bundan sonra da inanır nasılsa diye siklemediklerinden mi bilmiyorum gezegende hayatın oluşumunu 20-25 bin yıla falan indiriyor.
Bu üst kısma yorum bile yapmıyorum artık amına koyyim adamlar hiçten sebze üretmişler. Bak cümleyi dikkatli oku, kimyasal maddeler ile bitkiler üretilmiş, arada Sermet Erkin'lik yapıp hiçten de sebze çıkarılmış. Bu arada bitki nedir sebze nedir? Sebze bitki değil midir?
Ne taksonomi kalmış, ne canlıların oluşumu ile ilgili bir hiyerarşik sıra kalmış, ne hayvanların hayatta kalıp kalmamalarına hizmet edecek adaptasyon özellikleri kalmış. Hiçbir halt yok ortada. Bir takım ressamlar geliyor, kıçından kırmızı tüyler çıkan uçamayan bir kuş istiyoruz diye kolej bebesi gibi diretiyor, bu bilim adamları da tasarlayıp doğaya salıyor. Sanırım ara ara sürekli türleri tükeniyor olmalı ki ortalıkta bu kadar şuan yaşamayan fosil var. Bak aslında burası mantıklı geldi bana da. Yaşayan canlıların %99 unun soyu tükenmiştir bunu zaten küçücük bir tabiat merakı olan bilir. Demek ki bu beynini siktiklerim böyle kafalarına göre hayvanatı yapıp yapıp ortaya saldıklarından oluyormuş. Biz de yıllarda bunu doğal seçilime yükledik görüyor musun? Ayıp oldu ama neyse artık. Bu arada kuşlarla, memelilerle birlikte Dinazor ve Ejderha da yapmışlar. Dinazorları fosillerinden biliyoruz ama daha önce hiç Ejderha fosili bulamamıştık. Demek ki sabırla kazmaya devam edebilirsek günü geldiğinde elimizde yeni bir türümüz veya türlerimiz olacak.
Heh buraya kadar ki zorlama zırvalıklardan sonra asıl zurnanın zırt dediği yere geldik. Çünkü hiçbir din kurbağanın veya yukarıdaki gibi ejderhanın nasıl yaratıldığını anlatmakla ilgilenmez işin özünde. Dinlerin derdi ve muhatabı insandır. Ben neden buradayım, amacım ne, kime domalayım sorularını soran tek tür insan olduğu için ister tanrı, ister tasarımcı olsun bir şekilde insana konuyu getirip ana fikre onu yerleştirirler.
Davut Yıldızı ile anlatmak istediğine yavaş yavaş geliyor Rael abimiz. En parlak, en zeki, en iyi sevişen tasarımcılarımız nasıl bir şans ise İsrail ülkesi taraflarında çalışıyorlarmış. E bu kadar ileri özelliklere sahip tasarımcılarımızın da yarattığı insan tabi ki İsrailoğlu dediğimiz kavmin milletin yaratıcısı olacaktır.
İnsanların yaratılışını anlatırken bizim Tasarımcımız kendisinin de bu ekipte olduğundan bahseder. Ayrıca bir de inatla devam ettirdiği bir diğer iddiası da yarattıkları bu insanın kendilerinden donanımsal olarak daha üstün olduğudur. Bunun neden, nasıl, niye olduğu ile alakalı bilgi vermez. Gerek de yoktur zaten insan evrendeki en zeki yaratık olduğu fikrine alışkındır, özellikle tasarımcısı bile bunun böyle olduğunu söylüyorsa zaten sorgulamaya da gerek yoktur. Bu ifadenin metin içinde birkaç kez tekrarlanma amacı hep söylediğim gibi okuyan kişiye kendini albenili gösterme, onun gururunu okşayarak benimsemesini sağlama. Nasılsa sonrasında yolunacak kaz belli.
Ah canlarım benim. Nasılda kendi yarattıkları yeni bir tür ile gurur duyuyorlarmış. Onun ilk adımlarını takip etmek nasıl da zevkliymiş bak sen hele. Şu insanların bilgiye ulaştıkça tanrısallaşacağı fikri burda yavaş yavaş işlenmeye başlıyor işte ki bu aynı zamanda bu New Age denen bokun ana fikri. Bunlara göre insanı kim yaratırsa yaratsın, hangi din olursa olsun illa bir tanrılaşma süreci var. Siz içinde bilim, bilim adamı, proton, nötron döndüğüne bakmayın. Bu psikopat orospu çocuklarının tek ama tek derdi ego ve kibir. Bütün konu diğer gruplardan fazlasını bilmek ve bilmekle de kalmayıp bu bilginin kendilerini tanrı yapması. Ölümsüz olmak, tanrısallaşmak, ebem kuşağına değmek bütün bu ibneliklerin temel noktası insan olmanın bunlara yetmemesi. Neden derseniz çünkü bunların dayatmak, insanları etkilemek istedikleri noktada insanın hep biraz daha fazlası. Olacak başka bişey kalmadı zaten doğadan soyutlayınca geriye ne kalıyor? Burada dediğim gibi yavaştan yavaştan insanı ilahileştirme, insana büyük anlamlar yükleme bu sayede kendini daha yüce zanneden salakların da keselerinden bir miktar daha aşırma dönemine geçiliyor kitapta.
![]() |
| Milyon tane saçmalık ve İsrail seviciliğinin devam ettiği sıradan anlardan biri |
Kitabın geri kalan uzunca bir kısmı da böyle eski ahit üzerinden tefsir dersleri şeklinde sözüm ona gerekli yerleri madde madde açıklamakla geçiyor. Maşallah Rael efendi kendi kafasına göre kıvırabileceği bütün bölümleri bir güzel bizim Tasarımcı abimizin ağzından yazıyor da yazıyor. Ağzından diyorum çünkü kurduğu cümlelerden bu Tasarımcının değil bizden binlerce yıl ileri medeniyetten, Okmeydanı'ndan bile gelmiş olma var. Atom parçalayıcı silah ne demektir örneğin? Bir canlıyı, ki zaten sen yarattın madem, kafasına taş attığında öldürebileceğini biliyorken neden "Atom Parçalayıcı" silahla korkutursun ki? Ayrıca bu atom parçalayan silan bizim anladığımız anlamda atomu nasıl parçalıyor? Nerde bu işlemi yapıyor? Bilim adamları en başarı insan soyunu niye seçmek için salak salak BBG evi gibi yarışmalar düzenliyorlar? Bu hangi kategoride yapılıyor? Zekayı ne ile belirliyorlar? Bu sorular saymakla bitmez. Bişeyleri açıklamaya geldiğini iddia eden bizim Tasarımcı değil açıklamak işleri iyice arap saçına döndürüyor.
Sebep basit aslında böyle bir tasarımcı yok. Zaten bunu biliyorsunuz da bilmeyen gerizekalılar olabilir aramızda onlar da öğrensin bu vasıta ile.
Yalnız bu arada olum bu kısımları geçip farklı bir kısmına gelecektim kitabın ama en sevdiğim paragraflardan biri olunca koymadan edemedim bu kısmı;
Ben yukarıdaki kesite hiç bir yorum yapmadan devam ediyorum. Elinizde bulunsun istedim amacım bu.
Kendi kafasında eski Yahudi ve Hristiyan metinlerini yorumladıktan sonra Rael abimiz sadede gelmeye başlıyor yavaş yavaş. Üstteki yorumlamaları yapmak için yeni bir din falan kurmaya ihtiyacınız yok. Cinler aslında uzaylı mı? Zülkarneyn galaktik yolculuk mu yaptı? diye sikim sikim programlarda tv de ilahiyatçıları saçmalarken görebilirsiniz güzide ülkemizde. Ama asıl olarak olay 5. Bölüm ile başlıyor. Yani 1946, yani Hz. Rael (as) yeryüzüne teşrifi ile.
Bu noktada bizim gelen Tasarımcımız, bu güne kadar olan kiliseyi bitirir. Bitirmesinin sebebi kilisenin hataları ve gerçeği yanlış anlaması ile birlikte zaten artık bilim çağına girdiğimiz izin buna ihtiyacımızın kalmaması. Balık burcu der, kova burcu der, astrolojik imgelerle çağları ayırır bişeyler yapar. Kutsal kitaplardaki gerçeğin korunamadığından ve değiştirildiğinden bizim müslümanlar gibi rahatsızlık duyduğunu söyleyip, sürekli ayet ayet alıntı yapar. Söylediğim gibi Tasarımcı adam gibi kendi kafasından geçen ve anlatmak istediklerini anlatmaz, Cübbeli Ahmet ile tefsir dersi gibi tek bir ayete 1500 mana vererek kendi istediği yere çeker.
Yukardaki bölüm zaten tam efsane bölümlerden biridir. Önce Kabala'da bulunan ne olduğu belirsiz bir "parasang" adında ölçüden bahseder. Bu ölçüyü tanrıyı boyutlandırmada kullanır ama eğer ben yanlış anlamadıysam topuğunun boyu kendi boyutunun 128 kat fazlası olan garip bir tanrımız varmış.
Kendi gezegenlerinin 1 ışıkyılından daha yakın bir mesafede olduğunu söylediğine göre bizim Tasarımcının gezegeni sanırız ya yapay bir gezegen veya kütleçekimi gibi bir etkiyle dış uzaya savrulmuş bir gezegen. Çünkü bahsettiği uzaklıkta herhangi bir yıldız yok. Dünyaya en yakın yıldız 4,4 ışıkyılı mesafedeki Alpha Centauri denen üçlü bir yıldız sistemi. Yıldızlararası boşlukta ne halt ettikleri ve yaşamın nasıl devam edebildiğini ise sorgulamaya gerek yok. Argoda bir laf vardır "Her kuşu siktin bir leylek mi kaldı?" diye bunu sorgulamak bu saçmalıklar yumağında buna benzer.
Fakat cümle içindeki mantık hatalarını nasıl yapacağız? Propalsiyon denen ilk kez duyduğum bir metod sayesinde atom kullanarak ışık hızından 7 kat hızlı gidebilecek bir teknoloji geliştirmişler fakat dünyaya gelmeleri 1 aydan az bir zaman alıyormuş. O zaman ışık hızını minimum 12 kez geçmiş olmaları gerekmiyor mu diyeceğim ama neyse siktiredin adamlar gelmiş işte bir şekilde.
Bölümün sonlarına doğru da bizim Tasarımcımız, Rael adını vererek abimizi net bir şekilde Elohim'in elçisi haline getiriyor. Her halta karışmaya eğilimli tanrımız pardon Tasarımcımız, demokrasiyide beğenmeyip adına "Dahikresi" dediği uydurma bir kavramı tavsiye ediyor. Öjeniye benzeyen bu mantığa göre insanlara sürekli zeka testleri uygulayarak, zekasına göre oy kullanma ve yönetime girme hakları verilecekmiş. Mal mülk edinilmeyip miras bırakılmayacakmış onun yerine komünizm olmayan bir komünizm getirilcekmiş falan filan. Derleme tekniklerle yeni bir sosyal dünya tasarlayan bu Tasarımcımız ise hikayenin başında kendi bilimsel araştırmalarının halkın tepkisi yüzünden bu dünyaya taşındığından bahsetmişti hatırlarsanız. Bilim adamı olmayan halkın gayet güzel siktiri çekebildiği bir gezengenden ileri medeniyet ile gelip, bize sıradan halkın yönetimde söz sahibi olmasının doğru olmadığını vaaz etmesi aslında bu kişinin gerçekten Tanrı olabileceğini hissettirdi bana. Onun da böyle garip huyları var farkındaysanız. Şarabı haram edip, vaad olarak şaraptan ırmaklardan bahsetmesinden anlayabiliriz.
Burada da durmayan Tasarımcımız, tek dünya devleti ve tek dünya para pirimi gibi global kavramlara da göndermelerde bulunmaktan çekinmiyor.
Aşağıda göreceğiniz sayfada her dinin başlatıcısı gibi bizim Rael'de yavaş yavaş kendine ortamı peşmeş çekmeye başlıyor. Sevgi, iyilik, proton, nötron, higgs diyen bu dünya dışı ileri tasarımcımız, konser öncesi kulis beğenmeyen Justin Bieber ergeni gibi neyin nasıl olması gerektiği ile ilgili komutlara başlamış bile. Daha da ileri giden Tasarımcı açık açık avantasının da peşinde koşmaktadır. Zaten asıl amacının keklik avlamak olduğunu bildiğimiz bu tasarımcımızın ve Rael abimizin ise bunları söylemesinden ve konunun buraya gelmesinden zerre şaşırmıyoruz tabiki de.
Bu iki sayfayı yukarıda da bahsettiğim gibi direk koyuyorum ki mantığı kendiniz okuyun. Önce zeki olduğunuz hakkında ileri geri bir takım yalakalıklar görüyorsunuz. Siz zeki olduğunuzu zaten bildiğinizden hiç garipsemiyorsunuz bu durumu. Madem zekisiniz ben ve benim gibi diğer gerizekalıları da yola getirip tasarımcılarımızın bu dünyaya teşriflerini hazırlamalısınız. Rael onlarla irtibat kuran tek kişi olabilir fakat her peygamber gibi biraz paraya sıkışık, daha sonradan ödüllendirilme karşılığında 3-5 bişeyler ateşlerseniz hem hayatta peşin ödül, hem de ikinci sayfanın sonunda göreceğiniz gibi bilimsel yöntemlerle yeniden diriltilme hakkını elde edebilirsiniz.
Yine aptalca bir bölüm daha. Kontrasepşin geliştirmek ne demek onu bilmiyorum belki de benim cehaletim olabilir fakat ortalama insan ömrü 75 yıl ise, yukardaki Tasarımcılar bundan 10 kat uzun yaşayabiliyorsa bunları anlatan abi nasıl 25.000 yıl önceki tasarım ekibinin bir üyesi olabilir? Hangi küçük ameliyat insan veya benzer bir canlının ömrünü 10 kat uzatabilir? Üs olarak kullandıkları yıldızlararası uzayda bir gemileri varsa, ki yıldızlararası uzaya çıkmak için hiç yoksa heliosferi geçmek gerekir. E bu adamların gezegeni de çok uzakta sayılmaz zaten baktığında niye daha yakın bir üslenme yapmamışlar ki misal ay gibi?
Bunları uzatır gideriz ama ben sıkıldım artık yazıyı bitirmek istiyorum. Asıl mesele insanlar bu tarz şeylere nasıl inanabilir? Bunun makul mantıklı bir açıklamasını bulmak neredeyse imkansızdır.
Dinlerin, özellikle şuan yaygın olan eski dinlerin başlangıcında verdiği cevaplar ya yanlışlanamayacak şekilde öte bir anlatım içeriyordu yada o devrin insanının aklına yatacak şekilde süslenmişti. Birçok konuyu anlamlandıramayan kişiler de bu düşünceleri kabul etmeye yatkın oluyorlardı. Fakat şuanda bulunduğumuz konumdan bakınca heryeri dökülen böyle saçma sapan bir fikri insanlar nasıl kabul edebilirler?
Bu fikri kabul etmemek için uzay, uzaylı, tasarım, Elohim şu bu bilmenize gerek yok ki basit bir mantıkla bile bundan uzak durmanız gerektiğini anlayabilirsiniz. Çünkü MANTIKSIZ. İçinde tek bir kişinin dağda bayırda çaktırmadan kulağına fısıldayan yaratıcı içeren herşey mantıksız olmak zorundadır.
Herhangi bir devirde, iletişim ne kadar güçlü olursa olsun tek bir kişinin insanlara bir konuyu anlatabilmesi mümkün değildir, ayrıca kendinden başka bir referansı olmayan kişinin iddiasını kanıtlayabilmesi için ya eski usül mucize gösterebilmesi yada alenen konunun herkes tarafından görülebilmesini sağlaması gerekir. Bir kişinin iddialarına inanma şeklinde bir fikir aşılamaya çalışmak tanrının çalışma mantığı olamaz. Bu bütün kainatı var ettiği ileri sürülen bir güç için değil bir övgü, bir hakarettir. Yukarıdaki tarzda New Age safsatalarında ise işler daha bile karmaşıktır. Kitabın bir yerinde Tasarımcı evrimin doğru olmadığını, onların sadece yaratmayı sırayla yapmasından bizim öyle sandığımızı söylüyor. Fakat burada da ciddi bir eksiklik oluşuyor. Standart olan soru şu; Tasarımcılar nasıl var oldu ve bu denli zeki hale geldi? Onları da başka Tasarımcılar yarattıysa peki evrende ilk hayat nasıl ortaya çıktı?
Ya yapmamız gereken bu tasarımcılar silsilesini sonsuza doğru devam ettirmek yada bunların asla olamayacağını kavramak. Eğer ilk yaşamsal oluşumu, inorganik materyallerin basitçe kendini kopyalamaya başlaması olarak almadığımız zaman bu sonsuz döngünün içinde kendimizi hapsetmekten başka çıkar yolumuz kalmayacaktır. Semavi dinlerin zamandan ve mekandan münezzeh tanrısı bu sorunu aşıyor gibi görünmesine rağmen aynı bataklığın içindedir.
Tanrıyı zamandan ve mekandan münezzeh kabul ederek ilerleyelim. Zamana ve mekana ait olmayan şey açıkça bu evrene ait değil demektir. Peki burada bulunmayan bir varlık buraya nasıl müdahale edebilir? Verilecek cevap onun gücü yeter bilmiyoruz olacaktır. Dinlerin kutsal metinlerini kabul edersek onun bir yaratıcısı yoktur ve o ezelidir. Peki doğru söylediğini nereden bileceğiz? Çünkü o asla yalan söylemez. Bunu nerden biliyoruz? Kendi asla yalan söylemeyeceğini bize söylüyor. Onun gücü sonsuzdur. Onun bilgisi sonsuzdur. Onun merhameti sonsuz, onun intikamı sonsuzdur. Her vasfında sonsuz olan bir varlığın iki farklı vasfını nasıl belirtebiliriz? Sonsuz olan bişey nerede sona erip diğer karşıt özelliği devreye girebilir. Merhamet ve cezalandırma gibi?
Yukarıdaki soruları çok fazla detaylandırabiliriz hatta belki başka bir yazıda sırf buna değiniriz fakat bunlar binlerce yılın tartışmalarıdır, kimse de makul olarak bunlara bir çözüm getirememiştir. Sebebi aslında karmaşıklığı değil basitliğinden kaynaklanır.
Bu insani özelliklerin sahibi tanrı olunca insan yüceliği belirtmek için sonsuz deme ihtiyacı hissetmiştir, böylece daha önceki tanrılardan büyük olduğunu herkesin anlamasını istemiştir. Fakat insan aklı bazen hatalar yaptığından bunu burada da tekrarlamış ve yarattığı tanrı paradokslara esir olmuştur. Her birini açıklamak için eklenen ilave özellikler ile ilk çıktığı nokta ile son geldiği nokta arasındaki makas açılmıştır. Eski Ahit'te bahsedilen Yahve, ibranilerin kabilesel bir tanrısı olarak Mısırlılara üvey evlat muamelesi yapan despot bir tip iken, aynı tanrı olduğunu iddia eden Allah, Yahve'ye göre daha evrensel yaklaşmaya başlamıştır çünkü bu iki dinin arasında 2.000 yıla yakın bir tanrı evrimi vardır.
Sözü burada bitirelim artık dediğim gibi sırf bu konuyla alakalı bir yazı da ayarlayabilirsem güzel olur belki.
Allah hepimizin yardımcısı olsun. Amin.

















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder